Alanya’nın Tanıtımı

Alanya Tanıtımı

Kızıl Kule

Alaaddin Keykubat 1221 yılında Alanya’yı fethettikten sonra öncelikle Türk Deniz Hakimiyetinin en büyük sembolü olan Alanya Kalesinin gerdanlığı Kızılkule’yi yaptırmak için Kettanizade EburRahaoğlu Halepli Ebu Ali’yi görevlendirir. Ebu Ali o devirde kale ve kule yapımında son derece uzman bir kişidir. 1215 yılında Sinop Kalesinide o yapmıştır. Alaaddin Keykubatın Alanya’yı fethinden 5 yıl sonra Kızıl Kule’nin yapımı tamamlanır. Kızılkule 8 köşeli 5 katlı en doğu yönündeki yerden yüksekliği 33 m. batı cephesindeki yerden yüksek­liği ise 30 m. dir. Kendi muhteşemliği ve büyük­lüğünün yanı sıra askeri konu­mundan dolayı giriş kapısı o nisbette küçüktür. Her kim girerse (çocuklar hariç) başını eğmeden geçemez. Kızıl Kuleye göre devede kulak misali bu kapıdan içeri girdiğimizde sizi güler yüzle karşılayan Müze görevlisinden rica ederek Kızıl Kule’nin kocaman kilidini görmeyi ihmal etmeyiniz. Birinci kat Alanya ve yöresinden toplanan Etnoğrafik eserlerden oluşan bir Müze görünümündedir.

Birinci katta Kule’nin tam ortasında yine Kule gibi sekizgen şeklinde dördüncü kata kadar yükselen Kule’nin omurgasını oluşturan aynı zamanda askerlerin su ihtiyacını karşılayacak olan sarnıç görevini üstlenmektedir.Kızıl Kulenin Birinci kat gezilip yükseklikleri o zamanki askerlere göre yapılmış sayıları 87′ye ulaşan yüksek merdiven basamaklarından diğer kat­lara doğru yol alalım. Her katın kendine has özelliği vardır, kimileri ok atmak için, kimileri harp zamanında kızgın yağların döküldüğü mazgal delikleriyle süslenmiştir. Dördüncü kata çıktığınızda koca­man bir boşluk, boşluğun tam ortasında zemin kattan beri yükse­len sarnıcın (su kuyusunun) ağzını görürsünüz. Bu kattaki boşlukta senenin muayyen günlerinde açılan sanatsal sergiler açılmaktadır.

Bu kattan sonra son kat olan beşinci kata çıkıp Kule etrafında 360 derece dönüp güzel Alanya’yı doya doya seyredebilirsiniz. Kule’den Kale’ye açılan bir kapı vardır. Eskilerde bu kapıdan çıkıp iç Kalede bulunan Sultan Sarayına kadar emniyet içinde dar bir yolla burçların arasından gidilebiliyordu.Bu yıl Müze Müdürlüğü taraf ından yapılan bir çalışma yla yine bu kapıdan ilerleyerek çevreyi en iyi bir şekilde gözleyebilirsiniz. Şimdi gelelim Kızıl Kule üzerinde değişik yerlerde bulunan kitabelere: Küçük giriş kapısının sağ üst bölümü nde 50×50 ebadındaki küçük kitabe­de aynen şöyle yazılıdır. “Bunu Kettanizade Ebür Rahaoğlu Halep’li Ebu Ali yaptı. “Tanrı kendisini yarılgasın”.

Aşağı yukarı bu kitabeyide inceledikten sonra kulenin güney tarafına düşen yüksekçe bir yerinde yine som mermer üzerine yazılmış bir kitabe daha göreceğiz. Selçuklu sülüsü ile yazılı bu kitabenin Türkçesi aynen şöyledir. ” Bu mübarek burcun yapılmasını efendimiz büyük sultan, ulu şehin şah, ümmetlerin hakimi, cihan sultanlarının sultanı, Allah’ın kullarının muhafazacısı, tanrı beldelerinin hamisi, din ve dünyanın yücesi, islamın ve müslüman-ların yardımcısı, alemlerde adaletin dirilteni, mazlumları zalimlerden ayıran yerlerde tanrının gölgesi, kahredici devletin celali, galip devletin medetçisi, adalet ve insafın dirilticisi, kara ve iki denizin sul­tanı,insücinin sığınağı, doğu ve batının koruyucusu, Selçuk ailesinin tacı, Meliklerin ve sultanların efendisi, fatih babası, emirül mü’minin burhanı, Kılıçarslanın oğlu, Keyhüsrevzade Keykubat Tanrı saltanatını muhallet etsin emretti ” Şimdi gelenlerin göremedikleri iki kitabe daha var, aslında bu kitabeleriide görmek mümkün, Kule’nin kuzey yönüne dolaşıp başınızı yukarı kaldırırsanız görmeniz mümkün olabilir. Bu kitabenin Türkçeside aynen şöyledir ” Bu mübarek burcun yapılmasını 623 yılı (1226) Rebiülahırının (ay takviminin 4. ayı, küçük mevlit ayı) başında mevlamız yüce sultanı, büyük padişah, Ümmetlerin hakimi, karanın ve denizin sultanı, din ve düny anın alisi, kılıçarslanzade keyhüsrevin oğlu fetih babası emirül mü’ minin burhanı keykubat emretti. “Tanrı saltan atını muhallet eylesin”. Dördüncü Kitabenin de kuzey yönde 5. kat seviyesinde olduğunu görebilirsiniz.

Kale’ye açılan bir kapı vardır. Eskilerde bu kapıdan çıkıp iç Kalede bulunan Sultan Sarayına kadar emniyet içinde dar bir yolla burçların arasından gidilebiliyordu.Geçen yıllarda Müze Müdürlüğü taraf ından yapılan bir çalışma yla yine bu kapıdan ilerleyerek çevreyi en iyi bir şekilde gözleyebilirsiniz. Şimdi gelelim Kule üzerinde değişik yerlerde bulunan kitabelere: Küçük giriş kapısının sağ üst bölümü nde 50×50 ebadındaki küçük kitabe­de aynen şöyle yazılıdır. “Bunu Kettanizade Ebür Rahaoğlu Halep’li Ebu Ali yaptı. Tanrı kendisini yarılgasın.Aşağı yukarı bu kitabeyide inceledikten sonra kulenin güney tarafına düşen yüksekçe bir yerinde yine som mermer üzerine yazılmış bir kitabe daha göreceğiz. Selçuklu sülüsü ile yazılı bu kitabenin Türkçesi aynen şöyledir. ” Bu mübarek burcun yapılmasını efendimiz büyük sultan, ulu şehin şah, ümmetlerin hakimi, cihan sultanlarının sultanı, Allah’ın kullarının muhafazacısı, tanrı beldelerinin hamisi, din ve dünyanın yücesi, islamın ve müslüman-ların yardımcısı, alemlerde adaletin dirilteni, mazlumları zalimlerden ayıran yerlerde tanrının gölgesi, kahredici devletin celali, galip devletin medetçisi, adalet ve insafın dirilticisi, kara ve iki denizin sul­tanı,insücinin sığınağı, doğu ve batının koruyucusu, Selçuk ailesinin tacı, Meliklerin ve sultanların efendisi, fatih babası, emirül mü’minin burhanı, Kılıçarslanın oğlu, Keyhüsrevzade Keykubat Tanrı saltanatını muhallet etsin emretti ” Şimdi gelenlerin göremedikleri iki kitabe daha var, aslında bu kitabelerinde görmek mümkün, Kule’nin kuzey yönüne dolaşıp başınızı yukarı kaldırırsanız görmeniz mümkün olabilir. Bu kitabenin Türkçesi de aynen şöyledir ” Bu mübarek burcun yapılmasını 623 yılı (1226) Rebiülahırının (ay takviminin 4. ayı, küçük mevlit ayı) başında mevlamız yüce sultanı, büyük padişah, Ümmetlerin hakimi, karanın ve denizin sultanı, din ve düny anın alisi, kılıçarslanzade keyhüsrevin oğlu fetih babası emirül mü’ minin burhanı keykubat emretti. Tanrı saltan atını muhallet eylesin.

Dördüncü Kitabenin de kuzey yönde 5. kat seviyesinde olduğunu görebilirsiniz. Kızılkule 1948 yılına gelinceye kadar doğa şartları ile mücadele etmiş, ancak tuğla ile örülmüş kısımların erimesinden çok büyük hasara uğramıştır. Zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in büyük ilgisini çekip restore ettirilerek bu günkü halini almıştır.

Atatürk’ün Alanya Ziyareti

12 Eylül 1980 sonrasında Atatürk’ün ilke ve inkılapları yurt gezilerinde ne zaman nereye gittikleri gündeme gelince Alanya’mızda bir arayış içine girmiştir. Mehmet Önder’in iş Bankası yayınlarından olan ve 1975 Ankara tarihli Atatürk’ün Seyahatları adlı kitabında ikinci Ay (Şubat) romen rakamıyla yazılmıştır. Başlık çizgileri konulmadığından onbir olarak algılanmaktaydı. O günlerde yapılan toplantıların birisinde bende vardım, yanımda taşıdığım küçük bir fotoğrafıda belge olarak götürmüştüm. Fotoğrafı o tarihlerde Yargıtayda Daire Başkanlığı yapan Dr.Lâtif Kemâl Reisoğlu bana büyütmek çoğaltmak için vermişti.O küçük fotoğrafın arkasında 18 Şubat 1935 yazıyordu. Ben daha sonra o fotoğrafı ingiltere’de Londra Belediyesinde mimar olarak çalışan bir akrabama gönderip büyülttürdüm. Bu suretle de tarihin 18 Şubat 1935 olduğu kesin leşmiş oldu. Bahse konu bu resim şimdi Alanya Atatürk müzesinde bulunmaktadır.
Türk Tarih profesörü Afet inan’ın babası italyanlar Antalya’yı istila edince orman memuru olarak Alaiye’ye atanır. Afet inan’da o zamanlarda kız mektebi olarak bilinen ilkokulda talebedir. Alanya’yı çok sevmiş olmalı ki Ankara Kız Lisesi I9I9 I920 ve I935 I937 yıllıklarında Alanya’da gördüklerinden bahseder. Kader onu Atatürk’le buluşturduğunda da hep ona Alaiyeden bahseder. Sizin de Sultan Alaaddin gibi bu güzel beldede neden bir köşkünüz olmasın der. Atatürk te kendisine mutlaka Alanya’ya gidip oraları göreceğine dair söz verir.1935 yılı kış aylarında italyan diktatörü Mussolini’nin Oniki adalarla ilgili demeçleri üzerine Ulu Önder 13 Şubat 1935 tarihinde İstanbul’dan Ege vapuru ile yola çıkar, izmir’e geldiğinde kendilerine refakat eden Zafer ve Adatepe destroyerlerine geçip zaferin komodoru Sait Halman’a adalara çok yakın bir seyir takip edilmesini emrederek bir süre elindeki harita üzerinde fikir yürüttükten sonra 19 Şubat’ta Alanya’da olacağına dair bir telgraf gönderilir. 1930 yılında Aspendos’ta verilen söz üzerine dümen Alanya istikametine çevrilir. Yanında bulunan Nuri Conker,Kılıç Ali ,Yaveri, Cevdet Tolga ve berberi Mehmet ile birlikte bildirilen zamandan bir gün önce 18 Şubat 1935 günü sabahın çok erken saatlerinde Alanya’mıza gelmişlerdir.
Atatürk’ün ilçemize gelişleri daha önce yöneticilere ve halka bildiril mişse de bahse konu tarihten önce gelişleri, kendileri için hazırlık yapacak olan kurum, kuruluş ve kişilerin zamansız yakalanmalarına sebep olmuştur. Hatta Ulu Önder için kurulmakta olan takların yanına gelindiğinde Atatürk oradaki askere sorar. “Yavrum bu nedir? ” Asker, tak paşam der , Atatürk’te eliyle tak’a vurarak “tak tak” der. Atamızın ilçemize ayak bastığı o sabahın çok erken saatinde, orada nöbet tutan bir Jandarma, erine heyetten biri tarafından yakında bir kahvehanenin olup olmadığı sorulur. Asker az ileride solda bir kahve olduğunu söyledikten sonra (Merhum kahveci Mehmet Çavuş Mehmet Temiz Alanya’mızın ilk otelcisidir) Atatürk’ü tanımış olacak ki, olanca kuvvetiyle koşarak zamanın Kaymakamını haberdar eder. Kaymakam bu sırada Bostancıpınarı Caddesinde simdik Sinanoğlu marketin bitişiğinde oturmaktadır. ilçe yöneticileri ve Alanyalılar derhal toplanırlar. Atatürk’le birlikte BostancıpınarTevfikiye caddesi (Alanya’nın ilk cadde-sidir) ve Azaklar sokak yoluy­la misafir edildiği merhum Tevfik Azakoğlu’nun evine varılır. Bu ev daha sonraları merhum Rifat Azakoğlu tarafından Atatürk Müzesi olarak Kültür Bakanlığına devredilmiş ve Restore edil­erek 30.4.1987 tarihinde zamanın Cumhurbaşkanı tarafından törenle hizmete açılmıştır. Atatürk burada biraz dinlendikten sonra traş olup kahvaltısını yapar, ilçenin çeşitli sorunlarıyla ilgili bilgi alırken, Ata’sının beldelerine geldiğini duyan kalpleri ve gönülleri Ata’larının sevgisiyle yanıp tutuşan Alanya’lılar ve Obaköy civarının atlı seymenleri, bu günkü Atatürk Müzesinin çevresini doldururlar ve hep bir ağızdan büyük bir coşkuyla Ata’larına tezahürat yaparlar.Ulu Önderin kalabalığa karşı kısaca duygularını ifade ederek bura­da fazla kalmanın bir gereği olmadığını belirtmesinden sonra büyük sevgi gösterileri ve tezahüratta bulunurlar. Daha sonra vapur iske­lesine gelinir buradan da büyük sevgi gösterileri arasında uğurlanan Ulu Önder misafir edildiği eve gidiş ve dönüşlerinde yolda karşılaştığı Alanyalılarla sohbet edip sorular sorar, birisine : ” Sen nerelisin?” demiş, ilgiliden, “Alaiye” cevabını alınca ” Hayır burası Alanya’dır” ifadesini kullanmış. Başka bir Alanyalının üzerindeki yünden dokunmuş kumaştan tutarak ,”Bu elbiseyi siz mi dokuyorsunuz?” (yörede buna şayak denir) diye sorunca ilgiliden “Evet” cevabını alan Atatürk eliyle ilgilinin omzuna vurarak “Aferin, Aferin” diyerek memnuniyetini belirtmiştir. Ulu Önderin vapur iskelesinden uğurlanışı sırasında iskelede bulunan balıkçı hemşerilerimizden birisinin orada bulunan mandarin sandıklarından (O tarih­lerde her onbeş günde Alanya iskelesine yük almaya gelen vapurlar vardır, iskele vapurun geleceği günlerde muz portakal ve benzeri ürünlerle dolar taşardı) ikisini alarak Atatürk’ün bindiği sandala koyması sonrasında Atatürk balıkçıya : “Bunlar nereden?” diye sorunca,” Bizim bahçeden Paşam, bizim bahçeden” cevabını vermiştir. Daha sonra bu hemşerimizin yine Alanya’lı başka bir hemşerimize ait olan iki sandık mandarinayı büyük bir çabukluk ve hazır cevaplıkla Ata’sına armağan edişi gerek asıl sandıkların sahibini ve gerekse orada bulunanların hepsinide son derece memnun etmiştir. Hatta zamanın Kaymakamı (Hami Arıkan) kendisini ödüllendirmiştir. Ulu Önder Atatürk’le ilgili bu anıları, 1984 yılı Haziran ayında Alanya Belediye Başkanı Sayın Müstakbel DİM’in maddi ve manevi yardımlarıyla Yargıtay üyesi hemşerim Sayın Cemal CAN ve sınıf arkadaşım Milletvekilimiz mer­hum Ali DİZDAROĞLU’nun girişimleriyle Kültür Bakanlığına bağlı Ankara Zafer’ de Güzel Sanatlar Galerisinde açmış olduğum ” Fotoğraflarla Alanya ” sergisine gelen 1930 – 1936 yılları arasında Alanya Ziraat Sandığı (Ziraat Bankası) memuru olan Sayın Adil Güneş (daha sonra rahmetli olmuştur) ve Ulu Önder’in Alanya’ya gelişlerinde Hayate Hanım ilkokulu (Alaaddin Mektebi) 4. sınıfında öğrenci olan aziz hemşerim Dahiliye uzmanı Dr. Bekir Cömert dört yıl önce rahmetli olmuştur beylerden aktarıldığını büyük bir sevinçle feda etmek ister im.Alanyalıların Ata’larının kısa sürede gelip geri dönüşlerinden coşkulu sevinçlerinin kısa sürdüğünü ifade eden telgrafına karşılık Ulu Önder şu cevabi telgrafı çekmiştir:”Alanya’ya geldiğimde ve orada geçirdiğim birkaç-saat esnasında muhterem Alanya ‘lıların gösterdikleri muhabbet ve misafirperverlikten çok memnun ve mütehassıs oldum. Ancak daha fazla kalmak için sebep olmadığından ayrılmış olduğum başka her türlü mülahazaya mahal yoktur, Muhterem halka tekrar selam ve muhabbetler.
“K. ATATÜRK”

Meşhur Turunç Reçeli

Alanya’da turunca yabanı da denir. 8-10 adet turunç bıçakla dilimlenir, içiyle kabuk kısmı ayrılan turunçların beyaz parçaları da temizlenir. Yuvarlanıp kıvrılan kabuklar, iğne ile bir ipliğe dizilir. Daha sonra bir kaba alınan kabuklar bir kez kaynatılıp soğuk suya alınır. Sabah akşam suyu değiştirilerek soğuk suda bekletilir. Acısı iyice çıkmış olan kabuklar. İplerden çıkartılarak reçel yapılacak kaba konulur. 8-10 turunç için 1 kg. toz şeker kullanılır. Turunçların üzerine dökülen şeker, akşamdan sabaha kadar bekletilerek karışımın iyice sulanması sağlanır. Üzerine iki bardak su ilave edilerek kaynatılır. Ağır ateşte kaynarken üzerindeki köpükler alınır. Reçel kıvamına gelen karışıma şekerlenmemesi için bir limonun yarısı sıkılır. Bir süre daha kaynayan reçel, soğutularak kavanozlara alınır.

Belediye Tarihi

Alanya Belediye teşkilatı 1872 yılında kurulmuştur. İlk Belediye Başkanı Ahmet Asım Bey 1901 yılında göreve başlamıştır.O yıllardan günümüze Alanya Belediyesi kendisini her geçen gün yenileyip bölge insanının mutluluğu için çalışmalar yapmıştır. Alanya Belediyesi 1958 yılında Oba çayı üzerinde bir hidroelektrik santralı kurmuş, 1961 yılında dizel motor gücüyle santralı takviye etmiş ve 1981 yılında da zamanın ihtiyaçları çerçevesinde enterkonvekte sisteme geçmiştir. Şehre su getirme çalışmaları da 1952 yılında Sugözü mahallesindeki memba suyunun tazyikli su haline getirilmesiyle başlamış ve ilerleyen yıllarda da Dim Üzümlü’deki kaynak ve buna bağlı hatlar çağın şartlarına ve şehrin gelişimine göre uygun hale getirilmiştir.1958-60′lı yıllarda Almanlar’ın Alanya’ya gelişiyle turizmle tanışan Alanya, takip eden yıllarda ev pansiyonculuğundan sonra motel ve hotelleriyle turizme hizmet vermeye başladı. Tarım ile Turizmi birlikte başarılı bir şekilde yapan Alanyalılar, zamanla Avrupa’nın misafir odası haline getirdikleri Alanya ile dünyanın gözünü Alanya’ya çevirmesine neden oldular. O yıllarda misafirperverliği ile tanınan Alanyalılar’ın sıcak kanlı ve dostane ilişkileri ile Alanya bugün Türkiye’nin bütün turistik yörelerinin örnek aldığı bir turizm kenti haline geldi. Hatta Belediye Başkanı Av. Hasan Sipahioğlu Cumhuriyetin 80′inci yılının kutlandığı yıllarda Alanya için koydukları hedefi kısaca şöyle anlatıyordu ” Alanya’nın girişine bir tabela koyacağız. Alanya Tatil Köyüne hoş geldiniz “. Cumhuriyetin kuruluşunun 80′inci yılında Alanya’daki sivil toplum kuruluşlarıyla çok başarılı çalışmalar yapan Alanya Belediyesi Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO), Alanya Turizm Tanıtma Vakfı (ALTAV), Akdeniz Kültürlerini Araştırma Derneği (AKAD), Alanya Turistik İşletmeciler Derneği (ALTİD), Alanya’da faaliyet gösteren Esnaf Odalarıyla birlikte hareket ederek Alanya’ya ve Türkiye’ye yakışır organizasyonlara ev sahipliği yapmıştır. Uluslar arası boyutlarda organize edilen, Triatlon yarışmaları, Yüzme maratonu, Sokak ve Plaj Hentbolu turnuvaları, Plaj Voleybolu Avrupa ve Dünya şampiyonaları, Plaj futbolu Avrupa şampiyonaları, Dağ Bisikleti gibi organizasyonlarla Avrupa ve ABD’de Alanya’nın tanınması sağlanmıştır. Yurt dışındaki çok sayıda Gazete, dergi, radyo ve TV’de Alanya’nın başarılı organizasyonlarından övgülerle bahsedilmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık yolunda emin adımlarla yüzünü Avrupa’ya dönüp yürüyen Alanya Belediyesi Avrupa’da kurduğu Kardeş şehir ilişkileriyle de dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır. Almanya’nın Gladbeck, Avusturya’nın Schwechat, Polonya’nın Wodzislaw şehirleriyle karşılıklı meclis kararları alarak kardeş şehir ilişkileri kurmuştur. Bunun yanı sıra Alanya’dan Yunanistan’a giden hemşehrilerimizin yaşadığı Atina’daki Nea Ionia Belediyesiyle de kardeş şehir olunması için karar alınmış ve karşılıklı ziyaretler yapılarak 80 yıllık hasret sona erdirilmiştir. Atina’daki Alanyalılar Derneği ile de son derece verimli çalışmalar yapılarak en önemlisi iki şehir arasında önemli bir dostluk köprüsü kurulmuştur. Mayıs’ın son haftası Alanya’nın geleneksel Kültür ve Turizm Festivali yapılmaya başlanmıştır. Cumhuriyetimizin 80′inci yılını coşkuyla kutladığımız şu günlerde de Alanya Belediyesi Türkiye’nin sayılı ve örnek gösterilen Kent Bilgi Sistemini hayata geçirmiş ve bu amaçla bir birim oluşturularak Kentle ilgili bütün bilgiler sanal ortama taşınmıştır. Böylece vatandaşlar Alanya dışında dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar internet aracılığıyla Alanya ve Alanya’daki mülkleriyle ilgili bilgiye kolayca ulaşabilmeleri sağlanmıştır.Alanya Belediyesi bugün 31 meclis üyesi 137 memur 95 kadrolu işçi ve 169 mevsimlik geçici işçiyle hizmetlerine devam etmektedir.


Kategori: Kültür&sanat, Yaşam  Etiketler: , , , , , , , , , , , ,
Bu yazıyı herhangi bir yayın aboneliğinden takip edebilirsiniz RSS 2.0 feed. Kendi sitenizden yanıt, veya geri dönüş bırakabilirsiniz.
Yorum Gönder